', ' öğrenmeye hoşgeldiniz

22 Kasım 2007 Perşembe

ÇOCUK ve GENÇLERDE PSİKOFARMAKOLOJİ

ÇOCUK ve GENÇLERDE PSİKOFARMAKOLOJİ

Çocuk ve gençlik ruhsal bozuklukların psikofarmakolojik tedavisi 1930'lu yıllarda Amerika'da antihistaminiklerin kullanılmasıyla başlamış ve erişkinlerdeki hızına erişmese de artarak sürmüştür. Ancak çocuk ve gençlerde psikofarmakolojik araştırmalar yetersizdir. Bunun çeşitli nedenleri vardır:
1. Erişkin ruhsal bozukluklarına yönelik ilaç araştırmaları kadar maddi destek bulamaması.
2. Çocuk ve gençlik ruhsal bozukluklarında tanı ve sınıflama zorlukları.
3. Çocuklarda erişkinlere kıyasla ilaç tedavisine izin almanın ve uyumun daha zor olması .
4. İlaçların uzun dönemde gelişmekte olan organlara ve beyne zararlı etkilerinin olabileceğinin düşünülmesi,
5. Bazı psikiyatristlerin çocuk ve gençlerde belirli tanı gruplarının kullanılmasının onları damgalayacağı endişesini taşıması.

1.ÇOCUKLARDA İLAÇ KULLANIMININ GENEL İLKELERİ

Psikotrop ilaçların emilimi çocuklarda erişkinlerden daha hızlıdır ve kan düzeylerinde daha büyük dalgalanmalara yol açar, ancak bu ortalama kararlı durum seviyelerini etkilemez. Bu nedenle ilacın bölünmüş küçük dozlar halinde verilmesi . Böylece yan etkilere tolerans da daha kolay gelişebilir.
Total vücut sıvısının, hücre dışı sıvıya göreceli oranı büyüme ve gelişme süresince değişir ve ilaç dağılımını belirgin ölçüde etkiler. Yeni doğanda hücre dışı sıvının vücut ağırlığına oranı %40-50 iken 10-15 yaşlarında oran kademeli olarak 15-20'ye iner. Bu nedenle çocuklarda ilacın dağılma hacminin fazla olmasına bağlı olarak belirli bir kan düzeyine ulaşması için daha fazla ilaç verilmesi gerekir. Çocuklarda nöroleptik ya da antidepresanların kesilmesi ile ani ve hızlı gelişen yoksunluk durumu yağ dokusunun görece azlığı ile ilişkili olabilir.
İlaçların plazma proteinlerine bağlanma oranı yeni doğanlarda belirgin olarak düşüktür. Ancak ergenlerdeki bu oran erişkindekine yakındır. Bu durum ilaç kan düzeylerinde oynamalara yol açmaktadır .
Çocuklarda kullanılan ilaçların dozunun vücut yüzey alanına göre ayarlanması, yüzey alanı ile hücre dışı sıvı, böbrek ve karaciğer kan akımı arasındaki ilişkinin daha iyi olması nedeniyle önerilmektedir. Ancak bazen bu da dozu gerekenden az gösterebilir ve pratikte kullanımı zordur.
İlaçların etkin olarak atılmaları için daha hidrofilik bileşenlere metabolize olmaları gerekir. Bu işlem için gereken enzimler en yoğun olarak karaciğerde bulunmaktadır. Karaciğerin metabolizma hızı yeni doğanda düşüktür, altıncı ayda artmaya başlar, bir ile beş yaşları arasında en yüksek düzeydedir, bundan sonra giderek azalır ve on beş yaşında erişkin düzeyine ulaşır . Enzimler karaciğer dışında barsak duvarı, iskelet kası, böbrek ve akciğerde de bulunur. Karaciğer erişkine oranla vücut ağırlığına göre daha büyük olduğu için de ilaçlar daha çabuk metabolize edilir.
Çocuklarda glomerül filtrasyon hızı erişkinlerden daha yüksektir. İlaçların böbrekten atılımına yol açan glomerül filtrasyon, tübüler sekresyon ve tübüler reabsorbsiyon mekanizması doğumda tam olarak gelişmemiştir. Ancak bebeklik dönemi sonlarında erişkin düzeylerine ulaşır.
Tüm bunlar değerlendirildiğinde çocuklarda erişkin için önerilen dozun mg/kg başına %10-50 fazlasının verilmesi gerekir.
Çocuğa ilaç başlamadan önce tam bir fizik muayene yapılmalıdır. Çocuğun boyu, kilosu, nabzı, ateşi kaydedilmelidir. Tedavi uygulandığı sürece fizik muayeneler belli aralıklarla tekrarlanmalıdır. İlaç başlanmadan önce tam kan incelemesi, rutin idrar incelemesi, kan üre azotu, kreatinin ve elektrolit, boy, kilo ve gelişimine bakılmalıdır. Hiperaktivitesi olan çocuklar için; kurşun, çinko, demir düzeyleri araştırılmalıdır.
Trisiklik antidepresanlar başlanacaksa; tiroid fonksiyon testleri (T3,T4,T4I,TSH), karaciğer fonksiyon testleri ( SGOT, SGPT, LDH, CPK, protein, albumin, bilirubin, alkalin fosfat), EKG ve EEG alınmalıdır. Psikostimülan verilecek çocuklara; kilo, boy, ağırlığı kaydedilmeli ve izlenmelidir.
Lityum karbonat başlanacak çocuklarda; kalsiyum, tiroid fonksiyon testleri, kreatinin incelemeleri yapılmalıdır .İlaca en düşük dozda başlanmalı, yavaş yavaş arttırılmalı ve en kısa zamanda yavaş yavaş kesilmelidir. İlaç başlanan çocuk önceleri haftada bir görülmelidir. Durumu stabil olduktan sonra ayda bir görülmesi planlanabilir. Genelde çocuk bir ilaca dört hafta içinde yanıt vermezse daha fazla denemek gerekli değildir. Özgün ilaç tedavisi en az üç-altı ay sürmeli, hiçbir çocuk bir yıldan daha uzun süre bir ilacı almamalıdır. Eğer ilacın sürekli kullanımı gerekli ise bir-iki aylık bir ilaçsız dönemden sonra ilaca yeniden başlanmalıdır .

2.UYKU BOZUKLUKLUKLARI

İnsomnia, uykuya dalmada ya da uykuyu sürdürmede çekilen zorluk ya da dinlendirici olmayan uykudur. Çalışmalarda altı yaşına kadar olan çocuklarda yatmadan önce 12.5 mg difenhidramin önerilmiştir. Çocuk 6-12 yaş arasında ise 25 mg'la başlanır, 50-75 mg'a kadar çıkılabilir(ayla). Bazı çalışmalarda da 2-12 yaş çocuklar için 1mg/kg önerilmektedir. Hidroksizin 20-100 mg arasında kullanılabilir. 5-12 yaş arasındaki çocuklarda diazepam 2-20 mg arasında kullanılabilir. Karbamazepin ile ilgili çalışmalar da vardır .
Kabus(nightmare), sabaha doğru uykunun yüzeysel olduğu dönemde görülür. 4-12 yaş arasındaki çocuklarda daha sıktır. Tedavide benzodiazepinlerin kullanıldığı bildirilmektedir .
Gece terörü (night terror), uykunun 3 ve 4'üncü evresinde görülür. İmipramin bu çocuklarda tek gece dozu olarak etkili olmaktadır. Benzodiazepinlerden diazepam 1 mg'lık gece dozu ile denenebilir, 2-4 günde doz 0.5 mg artırılabilir.
Uykuda yürüme (somnanbulizm), 6-12 yaş arasındaki çocuklarda derin uykuda görülür. öncelikle imipramin kullanılmaktadır.

3.DUYGUDURUM BOZUKLUKLARI

En yaygın ruhsal bozukluklardan biri olan depresyon çocuk ve gençlerde eskiden olduğundan daha sık tanımlanmaktadır. Çocuk ve gençlerde depresyon tedavisinde ilk kullanılan ilaç trisiklik antidepresanlardır.
Ancak TSA kullanırken kardiyolojik yan etkilerinin çok iyi izlenmesi gerekmektedir. Yayınlarda trisiklik ve heterosiklik antidepresan ilaçlarla tedavi edilen 5 çocuk ve ergende ani ölüm bildirilmiştir. TSA'lar 1.5 mg/kg dozlarda tedaviye başlanmalı ve doz her 3-4 günde bir artırılarak ilacın maksimum 5 mg/kg/gün 'e yükseltilmesi önerilmektedir. İlaçlar 2-3'e bölünerek verilmeli ve en yüksek doz 300 mg/günden fazla olmamalıdır. Çocuklarda yanıt için 4-6 hafta beklemek gerekmektedir . Depresyon tedavi edildikten sonra 6-12 ay daha ilaca devam edilir ve sonra ilaç azaltılarak kesilir, klinikte iyileşme görülünce antidepresan dozu üç ay boyunca sabit tutulmalıdır ve olabildiğince tek ilaç kullanılmalıdır . TSA 'lara dirençli olan hastalarda yardımcı olarak lityum tedaviye eklenebilir .
Serotonin gerialım blokerleri ile yapılan kontrollü çalışmaların sonuçları henüz çelişkilidir(). Çocuklardaki depresyon için MOAI'i tiramin içeren yiyeceklerden kısıtlanmaya uyum zorluğu nedeniyle önerilmemektedir, ancak özel diyete gerek olmadan kullanılan moklobemid için de henüz yeterli çalışma yoktur.
Çocukluk çağında görülen bipolar bozuklukta çocuk 12 yaşından büyükse lityum kullanılmaktadır. Başlangıç dozu 300 mg/gün olmalı, doz 3-4 doza bölünmeli, altı-on iki ay tedaviye devam edilmeli ve sonra ilaca ara verilerek çocuğun durumu izlenmelidir. Daha küçük çocuklarda karbamazepin denenebilir.

ÇOCUK VE SUÇ

ÇOCUK VE SUÇ

HAZIRLAYAN: İMDAT TAHİROĞLU

Yazar "Çocuk ve Suç"da isminden de anlaşılacağı gibi çocuk ve suçu; çocuğu suça iten etkenleri, ailenin çevrenin ve eğitimin rolünü araştırıyor. Çocuk suçlarıyla ilgili bilgiler verip, konu ile ilgi yapılan çalışmaların setezini yapıyor. Çocuğun kalıtım, bedensel ve zihinsel özelliklerini de için içine katarak çözüm önerilerinde bulunuyor.

Kitap; B.M. Çocuk Hakları Bildirisiyle başlıyor. Buna göre her çocuk:

- Şefkat, sevgi ve anlayış görme hakkına

- Yeterli beslenme ve anlayış görme hakkına

- Parasız eğitim hakkına

- Oyun eğlence hakkına

- Bir isim sahibi ve bir ülkenin vatandaşı olma hakkına

- Olağanüstü durumlarda yardım görmede öncelik hakkına

- Topluma yararlı olacak şekilde yetişme hakkına

- Uluslararası barış ve Evrensel kardeşlik bilincinde geliştirme hakkına

- Bütün bunlarda, Renk, Irk, dil, din farkı gözetmek için yararlanma hakkına sahiptir.

İnsanların üzerinde ittifakla anlaştıkları tek konu, çocukların toplumun geleceği olduğu gerçeğidir. İnsanın en çok sevdiği şey çocukları olmasına karşın yeryüzünde milyonlarca çocuk açlığın ve yokluğun pençesinde kıvranıp can vermekte, savaşlarda ölmekte ve çocukluğunu yaşamadan suç'a, cezaevlerine düşmektedir. Yapılan araştırmalar "Suçlu çocuk yok, ancak suça itilmiş çocuk var" tarzını doğruluyor. O halde hayatının baharında kırağı yiyen çocukların durumu nasıl düzeltilecek.

İnsan sosyal bir varlıkltar. SOsyal bir çevrede doğar çevrenin şartlarıyla şekillenir Toplmca kazılmış din, ahlak ve hukuk gii üstyapı kurallarına uyar. Toplumca kedine verilen görevleri yerine getirir.

Hiçbir çocuk sosyal veya sosyal olarak dünyaya gelmez. Çocuk üç aylıkken anlam vermeye başlar. Çocuğun bu seviyeden sonraki gelişimi ailenin kendisine vereceği telkinlerle eğitimle; terbiyeyle, motivasyonla şekillenir. Ailede sosyali ilişki iyiyse, çocuk da motize ediliyorsa çocuk sosyal bir insan olarak büyür. Ama ailede sosyal ilişkiler çok zayıf ve çocuğun aktivitelerini örnek alabileceği kimse yoksa çocuk körelir. Böyle çocukların yardıma ve rehberliğe ihtiyaçları vardır.

Her toplumda anti-sosyal davranışlarda bulunanlara toplumsal yada husuksal müeyyideler uygulanır. Suçluluk kişini, bireylerin karşısına çıkaran bir çatışmadır. İstenmeyen bu çatışma yani suç olgusu, Kriminolojisi, yani suç olanı incelenen ve suçluyu topluma kazandıran bilimi doğurdu. Sanayileşmenin bir neticesi olarak suç oranları, nüfus artış oranlarının önüne geçmiştir.

Çocukluk döneminde fert sosyalleşmeyi tamamlayamadığı için suç işlenebilir. Çünkü henüz neyin suç neyin suç olmadığını bilmiyordur. Çocukların çoğu komşuların bahçesindeki meyvelerden izinsiz koparmıştır.

Ergenlik döneminde ise suça yönelten etkenler hızlı bir bedensel ve ruhsal değişimden, kalıtımsal nedenlerden, zekadan kaynaklanacağı gibi, yanlış eğitim, yetersiz sevgi ve şefkat de olabilir. Değişen diğer yargıları, ahlak kurallarının bozulması, düzensiz kentleşme ve sanayileşme, güçler ve ekonomik bunalımlar gibi sosyo-ekonomik nedenlerde ergeni suça iten etkenler arasında sayılabilir.

Hukuki açıdan çocuk 11-18 yaş arasındaki çocuklardır. En çok suç işlenen yaş 14 yaş grubudur. Çocukluktan yetişkinlik dönemine geçiş olan bu yaşlarda (geçiş devresi) genç, ben kimim? neyim, kime benzemeliyim? ne olmalıyım? vb. gibi sorularla isbat-ı vücut etmek ister. Ailenin isteklerine başkaldırır, özgür olmak ister. Çocuk suçlarını belli bağlı grublara ayıracak olursak:

1- Zeka geriliği ve gelişimindeki gerilik nedeniyle işlenen suçlar.

2- Yeterince sosyal eteğitim almayan çocukların işledikleri suçlar.

3- Ergenlik dönemi işlenen suçlar.

4- Bozuk aile düzeninden gelen çocukların işledikleri suçlar.

5- Ekonomik yoksunluk nedeniyle işlenen suçlar.

6- Nörotik ve ruhsal bozukluklar nedeniyle işlenen suçlar.

7- En fazla üzerinde durulması gereken psikopatik suçlar.

EVRENSEL SORUN

İnsanoğlu XX.yy'ı tüketip XXI. yüzyıla hızla yaklaştığı şu günlerde elektronik çağı yakalamış, gezegenlerarası yolculuk yapıyor durumuna çıkmıştır. Dünya günde 1.5 milyar dolar Askeri harcama yaparken yıllık 17 milyon çocuğun ölümüne seyirci kalıyor. Çocukların çoğu çalıştırılıyor. Gelişmelerine balta vuruluyor. Çekirdek aile büyük yeralar alıyor ve bireyi topluma kazandıracak en önemli müessese sallanıyor.

II. Dünya savaşından sonra çocuk suçlarında önemli artış olmuştur. Çağdaş gelişmeler beraberinde yeni suçlarıda getirmektedir. Son yılların en büyük suçu uyuşturucu madde kullanımı. Bu suçun işlendiği I. ülkenin ABD oluşturuyor. Batı da çocuk gençlerin işledikleri suçlarda organize suçlar, önemli bir bölümü oluşturuyor, çocuklar 2-5 kişilik çeteler kurarak organizeli bir şekilde suç işliyorlar.

TÜRKİYE'NİN SUÇLU ÇOCUKLARI

Türkiye dünyadaki mezkur gelişmelerden derinden etkilenmiştir. Sanayileşme ve hızlı bir kentleşmenin yasadışı ülkemizdeki bu gelişmeler düzenli olmadığı için çarpıklıklara sebep olmaktadır. Tabii ki çocuk suçlarında da önemli artış olmaktadır. Çocuk suçları genel suçlara oranla %5 tir. Ne yazık ki işlenmen suçların cinsini ve yüzdelik dilimini bulmanın ötesinde bir şey yapmamışız.

Türkiye'de, Ankara, İzmir ve Elazığda çocuklar için ıslah ve cezaevleri vardır? Çocuk suçlarının en fazlası şahsa karşı işlenen suçlar, cinsel, suçlar ve mela karşı işlenen suçlar olarak sıralayabiliriz.

Şahsa karşı işlenen suçlardan hüküm güden çocuklar, kan davası, hayvan ve arazi antlaşmazlığı, namus temizleme gibi sosyal sorunlardan dolayı suç işlemişlerdir.

Islahevlerindeki çocukları topluma kazandırma gibi planlar olmazsa çocuk hayat boyu potansiyel suçlu olacaktır. Çocukları hor görmeden, aşağılamadan, yaptıkları suçun yanlıştığını ikna ederek anlatmak bir görevdir. Aksi takdirde islahevinden çıkan çocuk başka bir suçla yeniden cezaevine gelecektir. Bu fasit daireyi kırmak yetkililere ve topluma düşüyor.

II. BÖLÜM

II. Bölüme doğuşta suçlu olmayabilir mi? sorusuyla başlanıyor ve kromozomlar vesilesiyle anne,babadan çocuğa genler vasıtasıyla geçen bireyin "kalıtsal katori olarak tanımlanıyor. Sara ve Psikopati yani bireyin karakter ve heyecan tepkilerinde bozukluklar gösteren bir ruhsal gerilik duruma genelde kalıtsaldır. Ancak bunların getirdiği suçlar kendi başına kalıtım yoluyla geçmemektedir. Ancak ve ancak dolaylı bir etkidir. Asıl etki, zekası, çevre eğitim ve terbiyedir. Kalıtım gibi fizyolojik özelliklerde suça etken birer öğe olabilmektedir.

Zeka dediğimiz "soyut düşünme ve olaylar arasında ilişkiler kurabilme ve kendi kendini eleştirebilme yeteneği" gücü suça iten etkenlerden dir. Zeka seviyesi düşük olan çocukların suç oranlarının yüksek olduğunu görüyoruz. Bu zihinsel fonksiyonların yetersiz gelişmeyi dediğimiz zeka geriliği ise doğumla birlikte görülebileceği gibi, çocukluk yıllarında meydana gelen bir travma, enfelsiyon, beslenme bozukluğu ve hastalıklar sonucu ortaya çıkış ve çocukları suça iten en önemli etken olarak karşımıza çıkar.

III. BÖLÜM

Kalıtım, biyolojik etkenlerle çocuğun gelişim evrelerine ilişkin özellikleri bilmemekten doğan hataların, çocuk suçluluğunun sebebini oluşturur.

Çocuğun bebeklik döneminde Annesini kaybetmeyi onun duygusal gelişimini tamamlayamamasına sebep olur. 0-5 yaş arasında karakterin şekillendiği üzerindeki görüşbirliğii gözönüne alacak olursak bu durum çocuğu suça itebileceğini söyleyebiliriz.

Çocukluk dömeninin en tehlikeli bölümü şüphesiz ki ergenlik çağı dediğimiz 12-15 yaş dönemidir. Çocuk bu süre içinde bir arayış içine girer. Birilerine benzemek ister. Kendi kendini sorgular ve duyguları kabarır. Bu dönemi aile ve okul çocuğu üzerine gitmeden atlatırsa çocuk sağlıklı bir fert olur. Aksi taktirde bu devredeki duygu selinin kendisini içine ittiği bir sürü suç içine düşüp çıkamayabilir.

IV. BÖLÜM

Bu bölümde çocuğun yetişmesinde AİLE ve OKUL'un önemi üzerinde duruluyor.

Aile en küçük toplum birimidir. Mükemmel fertler bu çekirdekde yetişir. Yani aile iyi yada kötü bütün tohumların yetiştiği ortamdır. Bundan dolayıdır ki ailenin çocuğun gelişimi, onun topluma yararlı bir ufert olması yada suça itilen bir çocuk, anti-sosyal bir varlık olması yönünde etkileri çok büyüktür. Ailenin çocuk üzerindeki etkisi anne karnında başlar. Aile çocuğuna -Grup içinde dengeli birey olması için duygusunu bunun gerçeklemesi için gerekli ortamı, rehberliği ve sorunları çözer.

Çocuk içinde büyüdüğü ailenin sosyal yapısından etkilenir. Ailenin birlik veya dağınık olması yada Anne babadan birisinin ölümü çocuğun duygusal gelişimini son derece etkiler. Ayrıca ailenin sosyo-ekonomik ve kültürel düzeyi onun ilk sosyal deneyimlerini oluşturacak ve kişiliğin gelişmesinde son derece önemli bir faktör olacaktır. Ayrıca Ebeveynin çocuğa sert yada yumuşak tavırları, tutumları, ona değer verip vermemesi, ergenlik çağında ona yardımcı olup olmamasında son derece önemlidir. Çünkü çocuk bu tutumların bağrında gelişir. O halde Ebeveynler:

- Çocukların güven duygusunu geliştirecek şartları hazırlamak

- Yeterince sevgi, şefkat ve ilgi göstermeleri

- Çocuğ3un gelişme dönemlerini bilip ona göre davranmaları

- Çocukları kendi yetenekleri ve konumlarında kabul etmeleri

- Gerekli miktarda oyun oynama imkanlarını hazırlamak zorundadırlar.

Ailede disiplin anlayışı çocuğun duygularını bastırıcı makul isteklerine gem vurucu mahiyette değilde, tutarı, ve makul disiplin anlayışının olması gerekir. Buna tatlı fert bir disiplin anlayışıda diyebiliriz. Baskıcı aile çocuklarının suça yöneldiklerini ve bastırılan duyguların ileride ruhsal bozukluk olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz. Ayrıca bozuk ve parçalanmış ailelerde gösterilemez ve istenilmeyen çocuk ilan edilir? Bu durumda şüphesiz çocuğun gelişimini olumsuz etkileyip suça iter. Ayrıca ailenin eğitim durumu sosyo-ekonomik durumu, ailedeki birey sayısı ve konut durumda suça etkendir. Okuma yazma bilmeyen aile çocukları, çok çocukları aile çocukları ve kendilerine ait olmayan meskenlerde oturan aile çocukları suça daha yatkındır.

Ailenin yanında suçluluğu en fazla etkileyen bir diğer unsur da OKUL dur. Çocuğun kişiliğinin oluşmasında çok önemli bir faktör olan eğitimin aracı okul şüphesiz ki suçları azaltmaktadır. Okul bir sosyal kurum olarak gerektiğinde aile ve yakın çevrenin veremediği olumlu etkileşim ortamını hazırlayan bu boşluğu dolduran bir kuruluştur. Okul, bu önemli işlevini gereği gibi yerine getirebildiği ölçüde başarılı olur.

V. BÖLÜM

KİŞİLİK, DURUM ve DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Kişilik bireyin tüm ilgi, tavır ve yetenekleriyle dış görünüşünün ve çevresine uyum biçiminin özelliklerini içeren bir kavramıdır. Irsi ve çevresel etkenlerin bileşimidir. Yazar kişilik çeşitlerini sıralıyor ve karakter testleriyle kişilik hakkında hüküm veri.

Kişilik özelliklerinin suça etkisi büyüktür. Psikolojik etkenler fiziksel koşullarda yakından ilgilidir. Sağlık koşulları ve bedensel kusurlar, bireyin zihinsel ve duygusal işlevlerine etkide bulunur.

Suç, bilinçaltına itilen arzu ve isteklerin simgesel ifadesidir. Kişilik gelişimi inceleyen psikoalizler zihinsel ve duygusal bozuklukları suçu içe atılan duyguların yansımaları olarak değerlendirip, suçla sonuçlanan kişisel ruhsal çatışmayı, toplumsal bakımdan yasaklanmış olan şeye karşı gelmek, onu yoketmek şeklinde yorumlar. Ona göre suç birtakım komplekslerden kaynaklanmaktadır. Hırsızlık yapan bir çocuk, yiyecek yada para çalarken, yalnızca fizyolojik gereksinimlerini gidermek için çalmamakta, belki de sevgi eksikliğini gidermek üzere bu yola başvurmaktadır. Yani suç bir öfkenin dışa yansımasıdır Bazı suçlar ve sebebleri

Aşırı derecede iteatsizlik ve karşı koyma, ebevennin hatalı gözetimi ve onu tahrik etmesi gibi faktörlerdir.

Yalancılık: Çocukların eğitimlerinde onarı toplumsallaştırma işinin gerektiği gibi yapılamadığından ve çocuğa başkalarının hak ve çıkarlarına hiç olmazsa kendisininki kadar değer vermesi gerektiği şuuru verilmediğinden

Hırsızlık, Yankesicilik, Sahtekarlık: Ailenin çocuğa mülkiyet e mülkiyete saygı gösterilmesi gerektiği fikrini aşılayamamasından,

Evden kaçma: çocuğa iyi davranılmaması ve cezalandırılma korkusu saldırganlık, intikam, kıskançlık, huysuzluk, işkence etme gibi huyların herbirinin şuuraltına yerleşen sebepleri vardır. Bu suçlara ek olarak XX. yüzyılın en büyük suçu uyuşturucu ve Alkoldür. Bu suçta da çevrenin medyanın ve ailenin çok büyük rolü vardır.

VI. BÖLÜM

Bu bölümde çocuk suçluluğu üzerinde Ekonomik, kültürel ve Toplumsal etkenler irdelenmektedir. Araştırmalar göstermiştir ki sosya ekonomik ve yakın çevre şartlarını rolünü ve önemini açıkça ortaya koymaktadır. Yoksul aile çocukları imkansızlıklar içinde suça itilir. Nüfus hareketleri ve iç güçlerle kültürel karışımların bir sonucu olarak suç artmaktadır. Savaşlarda çocuğun duygusal gelişimini etkilediği için, suçlara neden olabilir.

Korumaya muhtaç çocuklar özellikle 0-6 yaş grubu için bakımevlerinden daha ideal bir çözüm olarak görülen "koruycu aile, yöntemi denebilir. Koruyuc aile çocuğa nisbeten ebeveynlik vazifesi görüeceğinden dolayı suç oranlarında düşecektir.

Bazı kitle iletişim araçlarıda çocukları suça iter. TV de gördüğü şiddet uygulamak isteyen nice çocuk vardır. Eğlence araçlarındaki şiddet de kötüdür.

VII. BÖLÜM

Bu bölümde meselenin çözüm yolları araştırmaktadır. Araştırmalar çocuk suçluluğunda irsi etkenlerden çok, çevresel etkenlerin önemini vurgulamakta kişiliki kusurlarının yanısıra, bu kusurlarının yanısıra, zekadan yoksun olmak ve çevre koşullarınınn elverisziz olması da çocuğu suça itmektedir. Ekonomik zorluklar kültürel düzey düşüklüğü, kalabalık ve yoksul aile, göçler, kültürel çatışmalar ailedeki suçlu bireyi oluşturmaktadır.

Kimi zaman toplumsal değer kalıplyarı, tabanlar, çevre şartlarının elverişsizliği ergenlik çağının fırtınalarıyla birleşince, çocuk yaşta gençlerimizin bozulukları göstermeleri, suça itilmeleri olgusu ortaya çıkmaktadır.

Bunları önlemek için, çocuklara yönelik hizmetlerin aksatılmadan götürülmesi gerekiyor. Çalışan, korumaya muhtaç, dıştaki işçi çocuklarının hepsinin derdine çare bulmak zorundayız. Islahevlerindeki çocuklara meslek kazandırabiliriz. Testi kırılmadan önlem alınması gerekir ki suç zuhur etmesin.

Çocuk suçluluğuna toplumun yaklaşımı bir sorunun bir başka önemli yanını oluşturuyor. Genç, sırtına vuran suçluluk damgası her zaman kaldıramayabilir. Toplumda genelde suçluyu dışlamaya yönelik olur. Buda bir eğitim problemidir. Oysa suçluluk damgasını yiyenler yeniden hayata döndürülebilir. Suçlu çocuklara insanlar kendi çocukları gibi bakarlarsa o zaman çocuklar yeniden topluma kazandırılır.

ANALARA, BABALARA MEKTUP

ANALARA, BABALARA MEKTUP

Çocuğumuzun başarısını etkileyen en önemli nedenlerden bi­risi, ailenin yaşantı ortamı ve tutumudur. Çocuklarımız adına ya­pacağımız kimi küçük özveriler, onları başarılı yapacak ve mutlu kişiler olarak topluma katılmalarını sağlayacaktır.

Çocuğunuz okuldan döndüğü zaman onu karşılayan birisi olmalı evde. Okuldan getirdiği sevinç ve üzüntü duygularını pay­laşacak birisi... Okula giderken de onu uğurlayan birisi ya da biri­leri bulunmalı. Çocuğunuzu çok sevin ve sayın ki o da sizlere ve diğer insanlara karşı sevgi ve saygı duyabilsin.

Çocuklarımızın devlete ve topluma olan saygı duygusu ailede doğar, okul boyunca gelişir. O nedenle çocuklarımızın yanında tanı­dıkları, arkadaşları, öğretmenleri çekiştirmemeliyiz. Çocuklarımız, öğretmenlerinden ya da okuldan yakındıkları zaman, yakınmala­rının derinleşmesine fırsat vermemeliyiz. Onlara kimi gerçekleri açıklayabiliriz: "Her öğretmen, her çocukla yeteri derecede ilgilenemeyebilir. Okul, herkesin istediği düzene girmez. Biz okul düzenine uymalıyız..." Göreceksiniz, çocuklarınız kısa zamanda olumlu yolları araştırıp bulmaya çalışacaklardır.

Çocuğunuzun evde rahatça derse çalışabilmesi için, olanak ve yer hazırlayın.Durumunuz elverirse, masa ve iskemle alın. Ayrıca çalışma odası düzenleyin. Çantasını, odasındaki kitaplığını, yatağını kendisi düzeltsin. Git gide bu işlere alışsın. Çocuğunuz dersleri ile ilgili sorular sorduğunda, bilginiz düzeyinde yanıtlayın. Bilmedik­lerinizi açıkça belirtin. Nerelerden yararlanabileceği hakkında yol gösterin. Kendi bildiklerinizi çocuklarınıza öğretmeye çalışmayın.

Çocuğunuz dilemediği sürece, onunla yanyana oturup ders çalışmak onu sıkar. Çocuğun yaşantı ve öğrenme merkezi, okul-bütünü olmalıdır. Ev çalışmaları, okul çalışmalarına yardımcı ol­malıdır. Çocuklarımız, okul programına ve okul yaşantısına uyma isteği içerisine girerlerse, tüm fizik ve psikolojik güçlerini okul başarısı doğrultusunda kullanacakları için başarıları sürekli olur.

Çocuğunuzun okul yönünden olan tüm dileklerini yerine ge­tirmeye çalışın. Bu dilekler, size çok geliyorsa; okul yönetimi ile aile arasında çocuğunuzu aracı olarak kullanmayın. Onun yanında yakınmayın. Doğruca okul yönetimi ile görüşün. Düşüncelerinizi onlara açıklayın. Böylece okul yönetimine de yardımcı olursunuz.

Çocuklarınızın, okul programlarını başarı ile yürütmesinde ev­deki yaşamı önemlidir. Bu yönden aileye çeşitli özveriler düşmek­tedir: Çocuklarımız, tek başına evde kalmak istemezler. Ailenin gece yaşantısı çoksa çocukların yararına bunu azaltmalıdır. Söz gelimi; haf­tada dört gece dışarı çıkan aile ya da her akşam kahveye giden baba. bunu haftada ikiye ya da bire indirebilmelidir. Çocuklarımızın giyim ve harçlığı, arkadaşlarının derecesinden aşağı düşürülmemeli; yukarıda çıkarılmamalıdır. Bir başka deyişle; çocuklarımızın savruk olma­ması için, onlara fazla harçlık vermeyelim. Ama arkadaşları arasındaki yerini bulabilmesi için, harçlıksız da bırakmayalım.

Ailenin mutluluğu, çocuğa psikolojik güven verir ve başarısı": artırır. Çocuklarımızın yanında tartışma yapılmamalıdır. Anlaş­mazlıklar olursa onlardan uzakta çözmeye çalışılmalıdır. Çatlak top­raklarda nemsiz kalmış ağacın yemişi ne ise, geçimsiz ailenin çocuğu da o duruma düşer.

Çocuklarımız, kardeşi ya da aileden biriyle anlaşmazlığa dü­şer, tartışmaya girer, kavga yapabilir. Bu durumlarda araya başkas: girmesin. Konu iki kişi arasında sonuçlansın.

Aileden biri çocuğa sert davranırken diğeri yumuşak dav­ranmaya yeltenirse çocuğun kişiliği dengeli gelişemez. Çift yönlü davranış çocuğu yalancılığa ve ikiyüzlülüğe iter. Kendine güvenini azaltır ve başarısını düşürür.

Ancak burada önemli bir konuya değinmeden geçemeyeceğim: Umulmadık bir zamanda, eşlerden birisi (örneğin baba) çocuğa sert bir çıkışta bulunabilir. Böyle bir durumda ana, çocuğa arka çıkmamalı. Olumlu yorumlarla konuyu açıklama yoluna gitmeli. Böylece çocuğun. anlayışlı bir davranış içine girmesine yardımcı olunur. Konunun tartışması ayrıca aile içindeki uyumlu yöntemlerle ileride yapılabilir.

ANA İLE ÇOCUK

Bebek doğar doğmaz, çevrenin farkına varır, ana ile çocuk arasındaki-bağ, ilk 24 saat içinde kurulur. Ana, yeni doğan bebeği kucağına alıp okşarsa bebek sevildiğini anlar.

Kişiliğin oluşmasında, üçüncü yaşa kadar olan dönem önem­lidir. Kişiliğin oluşması altıncı yaşa kadar sürer, bu yaşlarda çocukla en çok ilgi kuran anadır. Bu nedenle çocuğun tüm benliğini etki­leyen en önemli kişi

Evli olan her kadın; önce bir eş, sonra da çalışan bir kişidir. Çocuğu olan bir kadın ise önce ana sonra eş, daha sonra da çalışan bir kişidir. Analık görevi, eşlikten, ete, çalışmaktan da önde gelir.

Anada bir yaşatıcılık ve yaratıcılık gücü vardır, ananın üstünlüğü, çocuklarına karşı olan engin sevgisi içinde saklıdır. Çocuklarına yeterli sevgiyi vermeyen bir kadın ne ana, ne eş ola­bilir. Olsa olsa erkeğe ortak bir kişi olur.

Ailenin kutsallığı analık duygusu içinde saklıdır. Yeni evli eşler arasında aile duygusu kökleşmedikçe, çocuk1 istenmemelidir. Çünkü analık zordur yorucudur, yıpratıcıdır. Tüm yaşamını çocuk­larına ve eşine adamayı göze alabilenler ana olmalıdırlar.

Çocuk yapmak kolaydır. Önemli olan ise onu yetiştirmektir, ana sergisine doyamayan çocuklar, topluma zararlı kişiler olarak yetişirler. Şımarıklık, inatçılık, bencillik, tembellik, yalancılık, kırı­cılık vb. duygusal bozuklukların nedenleri ana sevgisi eksikliğinden olmaktadır. Özgür, mutlu ve başarılı kişiler, kaynağı tükenmeyen, engin ana sevgisinin besleyici ve yaratıcı sıcaklığı içinde yetişirler. Bu nedenle analık, insanlığın ve kadınlığın en üstün aşamasıdır.

BABA İLE ÇOCUK

Ana kadar, babanın uyana kaynağı olması da önemlidir. Çünkü top­lumda iki cins insan vardır: Kadın ve erkek. Bu iki cins tarafından da ye­terince uyarıcı alabilen çocuk, topluma olumlu uyum gösterebilir. O ne­denle çocuk, kendine en yakın kadından analık, en yakın erkekten de babalık sevgisini atarak gelişir.

Ne var ki ülkemizde babaların çoğu çocukları ile ilgilenmezler. Çoğu da çocuğun yetiştirilmesini anaya bırakmışlardır. Çocuğun eğitiminden anayı sorumlu tutanlar da vardır. Kaldı ki, çocuğun dengeli bir kişilik ka­zanmasında, ana kadar babanın da yeri önemlidir.

Bir erkek çocuk, sevmediği kişiye benzemek için özenmez. Baba, çocukla ilişkilerinde sabırsız davranırsa o çocuk, tüm erkeklerin karşısında huzursuzluk duyacaktır. Erkeklerle birarada bulunmaktan rahatsız olan erkek çocuk da daha çok anaya yaklaşarak kadınsı davranışları benim­seyecektir.

Erkek çocukla oyunlar düzenleyerek onunla arkadaş olmalıdır baba. Oyunlarda onu utandırmamalıdır. "Benim gibi erkek adam olsun" gibi ta­bansız düşüncelerle kendi istediği oyun ve davranışlara yönlendirmemelidir çocuğu, önemli olan erkeklik-dişilik değil, "Mertliktir."

Baba, çocukla oynarken şiddetten kaçınmalıdır. Eğer baba, oyunda kurt olup ulursa çocuk bunu gerçek gibi görür ve "KURT BABA" çocuğun düşüne girer. Oyunlar sakin ve doğal olmalıdır. Gerek oyun içinde, gerekse diğer tüm ilişkilerde, çocukla asla alay edilmemelidir.

GELİŞME ORTAMI

Bitkiler doğanın birer parçalarıdır. Çocuklar da doğanın birer parçalarıdır. Çocukların olumlu ya da olumsuz yetişmeleri, içinde bulundukları ve geliştikleri ortamın durumuna bağlıdır.

Bitki yetiştiren bir çiftçi; hiç bir zaman yetiştirdiği bitkilerin biçimi, dalı, yaprağı üzerinde durmaz. Bitkilerin birbirlerine ya da öteki bitkilere benzeyip benzemediği üzerinde de durmaz. Onun tek düşüncesi, bitkinin bol ürün vermesidir. Bu nedenle toprağı işler. Gereğince gübreler. Yabancı otlardan temizler. Hastalıklara karşı ilaç verir. Zamanında ölçülü olarak budama yapar. Ölçülü ola­rak su verir. Becerebildiğince doğal yıkımlara karşı önlem alır. Hava durumu da uyumlu olursa bol ürün alır çiftçi.

Komşunun ağacı bol yemiş veriyorsa kendi ağaçlarının da on­lara benzemesi için zorlamaz. Sağa sola, aşağı yukarı asılmaz. Dal­lan, filizleri sıkıştırmaz. Ancak ağaçların bol ürün vermesini sağlayıcı önlemler almakla yetinir. Tarlayı işlemede, gübreleme ve ilaçlamada, sulamada, budamada bir yanlışlık (Azlık çokluk) olup olmadığını düşünür, ölçer. Bir başka deyişle bitkilerinin daha bol ürün vermesi için ortam hazırlar.

SEVGİNİZİ ESİRGEMEYİN

Aile içinde sevgi ortamının doğması, öncelikle karı-kocanın karşılıklı sevgi ve saygısına bağlıdır. Bu ortam doğmamışsa çocuk­larda çeşitli psikolojik bozukluklar oluşabilir. Bir başka deyişle, büyükbaba ve büyükannenin hastalıkları torunlarında da görülebilir. Her bireyin ve her ailenin zayıf yönleri olabilir. Eğitim, bireydeki zayıf yönleri bulup eğiterek yeni ve güçlü kişilikler yaratmaya ye terlidir. Çeşitli sorunları olan çocukların düzelmelerinde, uygula­yabilenler için eğitim, sihirli bir çubuktur.

Çocuklarda görülen başarısızlıklar çoğu kez sevgi azlığından doğmaktadır. Okullarımızdaki uyumsuz çocukların gıdaya mı, yoksa sevgiye mi daha çok gereksinimleri olduğunu ölçebilsek; sevgi açlığının daha çok olduğunun görürüz. Gıda yetersizliğinin çocuğa zararı zamanında görülebilir. Ama sevgi yetersizliğinin zararı yıllarca sonra or­taya çıkar. Gıdası eksik olan bir çocuğun kimi becerilerinde belki az gelişme olabilir. Ama yetiştiği zaman, toplumun çeşitli kesimlerinde eğitim derecesine göre yararlı hizmetler yapabilir. Ancak sevgi azlığı içinde büyüyen bir çocuk, toplumun hangi kesiminde görev alırsa alsın, topluma yararlı çalışmalarda bulunamaz.

Çocuk ne denli beslenirse Beslensin, sevgi yokluğu içinde büyürse benliği gelişemez. Kişiliğinde boşluklar olur. Çevresine ve topluma ayak uyduramaz. Büyüdüğünde pek çok davranış bo­zuklukları gösterir. Çocuk bakımevlerinde, geçimsiz ve yıkılmış ai­lelerde büyüyen çocukların kişiliklerinde çeşitli uyumsuzluklar görülür. Söz gelimi çekingen, heyecanlı, kibirli, şımarık, kararsız ve duygusal olabilirler.

Çocuğun bedenindeki eksiklikler giderildiği zaman, zekasında gelişme görülür. Örneğin; çocuklardaki solucan tedavisi, zekanın çalışmasını olumlu yönde etkiler. Ancak bu demek değildir ki çocuğun sağlığının iyi olması zekayı artırır. Çocuğun sağlığının iyi olması, zekasının normal çalışmasını, gerilememesini; çocuğun gereksinimi olan sevgiyi alması da zekasının normal çalışmasını, ge­rilememesini sağlar.